Ruhi Bey, ikinci katın yoz duvarının önünde oturuyor. Toz, duman. Soğuk demir ve sıva döküntüleri dolu etrafta. Balkon korkuluğu da takılmamış. Sandalyesine kaykılmış. Elinde yarı ölü bir sigara. Şakırtılı sakalıyla, üç tam günlük, gülümsüyor. Aşağıda kediler toykurmuş ona bakıyor. Ekmek mi atacak? Dişlerinin arasından ciğer parçası mı sıyırıp fırlatacak? Ruhi Bey sararmış taban çivilerinin, kararmış alçı kümelerinin arasında yaşıyor. Yarım kalmış inşaatlar unutulmuş mısralar gibidir. Zaman geçtikçe göğüs kemiği içine çöker, ağlar cümlesi. Günde iki defa gelini tepsi çıkarıyor Ruhu Beye; yaşlı adamı sevmiyor, ölse diye geçiriyor içinden, “o zaman evi yıkar temelden çıkarız aşağıdaki izbeden kurtuluruz hanım olurum biraz iki daire verirler kesin iki daire biri kirada kalır diğerinde otururuz zeki babasının resmini asar duvara kızın da odası olur salon takımı yaptırırım vitrinde kahve takımı saat kulesi almanyadan ablam yolladıydı sallayınca tepelerine kar yağan çam ağaçları böyle fanusun içinde işte hepsi olur”
Ruhi Bey emekli kütüphane memuru.
Onu fırlattıkları odada, üst katta bitmemiş inşaatın aceleyle bitirilmiş tek odasında günde iki defa tepsi bekliyor. Ama gülümsüyor da adamakıllı.
Zeki, oğlu, pazara çıkıyor. Yorgun geliyor eve. Erkenden yatıp yeniden büyütecek bileklerini. Ağır işçi. Haftada bir babasının yanına çıkıyor. İki paket sigara, kibrit, kahveden getirdiği eski gazeteleri bırakıyor.
Baba ateşe dikkat et, olur mu? Yanarız bak hepimiz.
Ruhi Bey gülümsüyor.
Zeki, babam ölse diyor arada bir; “yok ölmesin yoksa bir adım daha yanaşırım ölüme kolay mı çukura indirmek senden bir şeyi ölmesin de ihtiyarlamasın da ben korkuyorum kendimden o zaman”
Ruhi Bey herkes uyurken çizgili pijamasının paçalarını terliğiyle eze eze dolaşıyor üst katta. Korkuluksuz balkona çıkıyor. Sigara yakıyor. “Gasteden” uçak yapıyor. Elinin tersiyle katları bastırıyor. Parmaklarının ucunda bakıyor. Sonra boşluğa fırlatıyor. Bir iki kedi çöpten falan başlarını kaldırıp bakıyor; “Ruhi Bey ölmese” diyorlar “iyi adam, eskiden maaş gününde ciğer getirirdi bize de”
Ruhi Bey mırıldanıyor, “herkes ölsün bir ben kalayım yok yok biri kalsın geriye cigaram biter sonra”
Ruhi Bey bir atom bombası diliyor Allahtan. Sonra tiner kutuları buluyor yamulmuş.
Ertesi sabah uyansalardı gelini tepsi getirecekti. Bir on yıl var öğle yemeği vermiyorlar Ruhu Beye.
Ben Artık Küsüm
-
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocuk...
15 saat önce




