28 Eylül 2014 Pazar

Sait Abi, Merhaba!


Zamanın bize bakan yanına bahar geldi.
Cemreler düşüyor ardı ardına.
Galiba senin taraftan yolluyorlar bütün bunları.
Ya da senin olduğun yerde hep bahar, hep cümbür cemaat gemilerde tüller ve dallar var.
Ben buna Ahıskalı Molla Amca'nın kardeşimin kulağına Ezan okuduğu günden beri inanıyorum. Altı yaşındaydım, kardeşim ise dedemin dediği gibi bir avuç güllaç kadardı: Beyaz, üzerinde nardan pembeleri olan.
Molla Amca, eski bir çamın altında, hemen ötemizdeki şeftali ve ayva serinliğine bakarak sedirden doğruldu, kardeşimi kucağına aldı, ağır ağır -sadece razı olanların duyacağı bir sesle- okudu. Sonra bana dönüp, "İkiniz de güzel yaşayın ki, öldükten sonra da güzel kalın," dedi.
İşte bu yüzden senin sandallar ve yunus sesleri arasında olduğunu varsayıyorum.
Buna inanmak hoşuma da gidiyor.
Çünkü giderken verdiğinden çok azını aldığını ve kederler içinde olduğunu biliyorum.
Öykücünün kaderi biraz da bu. Söylemeden anlatmak, anlatmadan hissettirmek: Sadece bir damladan deniz olmaya çalışmak..
Öykünün bir karakter olduğuna inandım artık.
Şiir için öfkeli, çok yetenekli, çok kadın, çok erkek olmak gerekiyor.
Ama öykü, çolak kolunu saklayan bir çocuk hüznünde geliyor insana. Geliyor ve şurana konuyor. Gitmiyor. Kovmaya da gönlün razı olmuyor. Çünkü senden uçup gitse, bir başka nefese çarpmadan solup düşecek. Yazılmasa yazılmamış olmayacak sadece, ait olduğu zamanı eğip bükemeyecek, fenalığı yavaşlatıp, iyi insanların, kuşların ve taşların ihtiyaç duyacağı o ferahlığı kuramayacak. 
Öykünün göründüğün gibi olma hâli olduğuna inanıyorum. Çünkü yazdığına inanmayınca yaşamıyor o. İçindeki cesetler yazarı zehirliyor.
Öykünün zayıflığında bir güç, zorluğunda bir kolaylık olduğunu görüyorum. Onu çok az insan önemsiyor ama belki de bu yüzden dünyayı etkiliyor hissettirmeden. Başarmak çok zor ama sadece ilk cümle ile aşılıyor hepsi.
Öykünün zamanı yazara hatırlattığının da farkındayım. Artık beni yazma, bu kadar yeter, diyen ve bunu yazarına anlatabilen belki de tek tür.
Sait Abi, bütün bunları senin yardımınla anlamaya başladım. Nasıl olduğunu bilmiyorum. Zaten nasıl öykü yazılacağını da henüz öğrenemedim.
Ama senin iyi bir yerde olduğuna eminin.
Öykü biraz da huy işte. "Denizler dalgalanmadan durulmaz," diyen iyimser bir anne sesi gibi.
Ellerinden öperim.

Ahmet Büke

4 Mart 2014, İzmir

Hiç yorum yok: