“Palto”. Vüs’at O. Bener’in saygıdeğer Palto’su. Çok yağmurlu, yeşil taşlı. Okudum defalarca. Tekrar tekrar ağlama yolcusu oldum. Dünyanın en güzel öyküsü. Yaz günü, Haziranda içim üşüdü. Kapısını çalıp kendi paltomu vermek geldi içimden. Paltom yok. Bener de yok.
Uzay boşluğa açılırBoşluk uzaya
Doktorum, “lösemiyim sanırım,” dedi. “Sanırım,” lafı yüzde kırk ihtimalmiş. Bu “yüzde kırk”ın yüzde doksanı da ölüm sanırım. Daha fazla konuşmadık. Gülümsedik birbirimize. “Cumartesi” şarabından içtik.
Kendinden bahsetmek yazar için tiksinti. O yüzden sabah yüzümü yıkarken “kurgu, kurgu, biraz daha kurgu…” diye fısıldadım aynaya. “Not al evladım,” dedim kendime.
Biriktirdim.
Kıç cebime küçük defterimi sokuşturdum. Açılır kapanır bir kalem. Babamın silahını koynuma aldım. Saçlarım taralı. Sakal tıraşından vazgeçtim. İki günlük sakalla daha iyiyim.
İskelede serinlik karşıladı beni. Kaptan’ın masalarından birine çöktüm. Sular aralandı. Yine titreyip düşüyorum sandım. Şu İzmirli deli çıkmaz mı. Yine sepet atmış. Onu geri çıkarıyor. On kadar Sarpa girmiş. Çürük dişleriyle gülümsedi.
“Allah’a şükür ağabeycim. Yine var bir şeyler.”
Bu adamdan başka Sarpa yiyen yok bu kasabada. Ha, bir de yaşlı adam. Akşamları beraber kuruyorlar masayı.
Hemen not aldım. İşte sana kurgu, Mühendis Bey. Hızla çiziktirdim.
N.’yi aramalı. İnsanın paleontolog arkadaşının olması ne garip. Evinde Microraptor kemikleri var. Kafayı kuşlarla bozmuş. Enstitü Müdürünü öldüreceğim. Çare yok. Başımın etini yiyor aylardır. Önce doktora tezinin ret edilmesini neden olmuş. Sonra odasının yerini değiştirdi. Arka bahçeye bakan basık ve güneş görmeyen izbeye taşınmak zorunda kaldı. En son lojmandaki dairesinin kapısını zorlamış. Adamın fotoğraflarını inceledim internetten. İri yarı, geniş omuzlu, sportmen birine benziyor. N’ye sordum. Üniversitede kürek takımındaymış. Her gece saatlerce kampusun havuzunda yüzüyormuş. Bıçak kullanmak zor olur, diye düşündüm. Adam hayvan gibi güçlü ne de olsa. Ateşli silahları da ben sevmiyorum. Tabanca taşımak güzel. Ama sadece taşımak. Kullandıktan sonra temizlemesi beni çıldırtıyor. Üstelik silah yağına alerjim var.
Bizim deli, balıkları sepetin içinden teker teker çıkarıp, yarıya kadar dolu kovanın içinde bıraktı. Sarpalar otladıkları yosunların renginde çizgileriyle oynaştılar.
“Kokmuyor mu bunlar sana?”
“Yok Allaha şükür. Adem Babayla yiyoruz karşılıklı. Bugün de doyduk, çok şükür.”
Adem Baba, otuz yıl yatmış (olsun).
“Akşam. Burunda. Ateşin közü esintiyle göz açıp kaparken Adem Baba, bıyıklarını okşar.”
Kıç cebimdeki deftere not aldım. Silahın demiri tenimi kesti sanki. Kayışını düzelttim. Kaptan biramı getirdi. Deniz müthiş güzel. Yarın Paşalimanı’na gideceğim. Öykü Atlası Derneği’nin davetlisiyim. Bir sürü nazlı kadın toplanacak. Derneğe sadece kadınları alıyorlarmış. Ve elbette zengin olmak şart. Tahminim yeni bir iş çıkacak. Kimse görmeden küçük deri çantamın içine bir not bırakacaklar ya da veda ederken elime tutuşturulacak para zarfının içinden çıkacak.
Zenginler sabırsızdır.
Ama artık emekli oldum. Şimdi sadece eşe dosta vakit ayırıyorum ya da kendim için çiziktiriyorum.
Birayı yarılamadan el çantamdaki kitabı çıkardım. “Gizli Emir”. Melih Cevdet, bilim kurgu yazmış bence.
Doktorum geldi aklıma. Ondan önce ölürüm diye düşünmüştüm. Şarabın sonuna doğru yanıma yaklaştı usulca. Kulağıma eğildi. Fısıltısı başlamadan söndü. Vazgeçti. Kocasından bahsedecek diye korktum. Yoksa onu nasıl kırardım. Üstelik bu durumdayken. Allahtan sustu.
Biramı bitirdim.
Deli sepetle birlikte mendireğe doğru yürüdü. Balıklar ondan, rakı Adem Babadan. Gece serinliği çıkınca sarılıp uyuyorlar. Deli donunu indiriyor. Yelken bezini çekiyor üstlerine. Kırık sandalın içinde kayboluyorlar. Tekir kedinin birisi Sarpa kılçıklarıyla dolu tabağa uzanıyor. Ay çakıyor denize. Işıkları kaydırak taşlar gibi kıyıdan açığa doğru sekip kayboluyor.
LİLİ MARLİN
Didyma’da
Yalnızdım
Ay ışığında kumsalda
Şimdi yapayalnızım / Vüs’at O. Bener
ahmet büke/ haz.06
0 yorum:
Yorum Gönder