26 Ekim 2009 Pazartesi

z.

Zamanın yumuşak yastığına uzanmış yukarıları izliyordum. Dedemin badem bıyıkları, kuşların zikzaklarla bıraktığı taklalar ve buğday patlangacı çörekler yanı başımdaydı. Düşündüm ki Beyrut’a hiç gitmemişim: “Şehre Hoş Geldiniz” tabelasını henüz geçtim. Ter düştü yanağımdan göğüs çukuruma doğru. Susadım ben cancağızım! Ellerinde lohusa şerbetleri –hepsi de tepsilerde- kadınlar çıktı karşıcı. Güzel gözlü Arap kadınları. Dövmeli içyanaklarıyla güldüler. Düşündüm ki: Hiç Fransızca bilmiyorum. Ama ayağımda Viking botları. Başparmağım dışarıda – Yılmaz Güney hapisten kaçmış- Böyle rüya olmaz hülyadır olsa olsa… (22ek.)

Hiç yorum yok: