22 Temmuz 2009 Çarşamba

Cengiz Han Uyandı Gürültümüze

Bahçelerinde kuyu vardı. Cengiz Han kazdırmış. Sıcak bir öğleden sonra atının üzengilerini sertçe çekmiş ve “Yeter ulan! Bıktım bu koşuşturmadan,” demiş. İhtiyar zeytinin altına uzanmış. Uyumadan hemen önce de askerlerine, “Gözümü açınca temiz su isterim,” diye sızlanmış.

Yutmadım tabii hikâyeyi. İstiyor ki merak edeyim, kanayım ona. Dize kadar papatyaların büyüdüğü bahçede onu takip edeyim. Sonra köşeyi döner dönmez tutup kolundan çekeyim. Duvara yaslayayım onu.

“Su yoktur ama orada.”

“Var.”

“Yok, diyorum.”

“Var işte. Allahın cezası. Hem de buzda badem gibi tertemiz suyu var.”

Annem tepsiyle geldi. Çay doldurdu. Yeni pişirdiği pişileri bıraktı önümüze.

“Yardım edeyim mi, teyzeciğim,” dedi bilmiş bilmiş.

Annem gülümsedi. Gitti.

Ne yalancı. Gitmek istemiyor hâlbuki yanımdan. Elleri masa örtüsünün altında. Bacaklarımı çimdikleyip duruyor.

“Bakalım mı şimdi kuyuya.”

“Yok, istemez.”

“Sen var ya, çok salaksın.”

En üstteki pişiyi alıp burnuma şaplattı. İkiye bölünen hamurdan dağılan maydanoz ve katıklar yüzüme dağıldı.
Güldük beraber. Tam kalkıp kaçacaktım ki saçlarımdan yakalayıp yüzümü yaladı.

“Şapkalarıma bakmaya gelir misin?”

“Ne şapkası?”

“Aaa bilmiyor musun? Dedem her sefer dönüşünde şapka getirir bana. Böyle renk renk hepsi. Kaz tüylü, çilek desenli, mor deve derisinden hatta.”

Çok çaresizdim. Kaderden kaçılmaz, diye düşündüm. Ne olacaksa olsun artık.

“Tamam bakayım. Mor deve derisinden olanı alırım ama.”

Düşündü biraz.

“Nah veririm.”

Tuttu kolumdan. Koşmaya başladık.

“Nereye,” dedi annem mutfak kapısından başını çıkarıp.

“Hayat Bilgisi kitabını unutmuşuz,” dedi.

Nasıl yalancı artık. Nasıl, nasıl.

Uzun avluyu geçmedik bile. Hemen duvardan atladık. Bizim bahçeden onların bahçesine. Kalbim etrafını saran etleri ve kemikleri yarıp çıktı yuvasından. Şeytan uçurtması gibi taktı bizi peşine. Sürükledi durdu.

Bodrum kapısını arkamızdan çarpıp kapattı. Karanlık bizi aldı koynuna. Tırnakları ensemi çizerken Cengiz Han belirdi gözümün önünde. Yaşlı zeytine dayanıp tembel kıçını devirdi bize karşı.

“Az sessiz olun haytalar,” dedi…

Hiç yorum yok: