4 Haziran 2009 Perşembe

sarı rüya defteri 10

Şöyle laflar duyuyorum etrafta.

“Sen bildik koşunun dışındasın. O yüzden gülümsüyorsun hepimize.”

Ben bunu anlamıyorum. Kimsenin ne dediğini anlamadığım gibi. Kısımlı bir ses bandı tutuyorum elimde. Parlak, keskin kenarlarından, o kadar ki başparmağımı sıyırdım kaç defa, açıyorum manyetizmayı. Boşaltma iştahım o kadar taşıyor ki beni izleyen ne kadar serçe, çöpten torba, insan be insan varsa hepsini rahatlatacağımı düşünüyorum.

Sonra dönüp bakınca deftere hiçbirini anlamadığımı görüyorum.

Peki, bu sesten, görüntüden kısaca an dediğimiz, çoğunu bitirince unuttuğumuz, kayıtları boşuna mı açıyorum ortalık yerde. Büyük meydanda, şimdi erik ve kiraz tezgâhlarının arasında.

Bildik koşu da ne demek kardeşlerim?

Zorla bellenen derim mi var yoksa? Hayır, diyorsunuz. O zaman neden ısrarla anlamaz ama idare eder gibi bakıyorsunuz bana. Daha tehlikeli olsam, misal evlerinize girip siz yokken elektrik sarfiyatınızı arttırsam, yataklarınızda debelensem, ilaç kutularınızın içinde öğürsem, böyle sevimli ama beş ayaklı bir köpek yavrusuna içlenir gibi bakamazsınız bana.

Yollarınıza döşediğiniz bütün asfaltlar eriyor, kemikten sıyrılan parçalar gibi dökülüyor. Alttan gelen eski taşları görüyorum ben. Kimisi kırgın, mahcup ama madem verildi bu görev razıyız yeniden ezilmeye diyorlar kestirmeden.

En çok ölümden korktuğunuzu sanıyorsunuz. Yanlış! Ona dokunmanız, onu elleyip anlamanız mümkün olmayacak. Asıl iç titremeniz bundan. Sonra dönüp arkamdan bu lafları etmeyin. Hepsini duyuyorum.

Hiç yorum yok: