28 Mayıs 2009 Perşembe

sarı rüya defteri 7

Ben öylesine yürüyorum ya, tıngır mıngır. Garaj gibi bir yere varmışım. Kollarım yorulmuş. Sallıyorum ya, yürürken asker gibi. İnsanın ayakları sızlar hâlbuki. Benim tersi oluyor.

Rap rap rap. Tanrımıza hamd olsun…

Hamd ile şükür arasında ne fark var? Uzun kuyruğa sorayım bunu. Yoksa Çift kuyruk muydu? Ah benim bu dağınıklığım. Aklım da cebim gibi. Çakı, kâğıt mendil, jeton, kuru erik, darbımesel, Daday’a bir bilet. Ne ararsan var. Kafamın içi de böyle.

Garaj diyordum.

En güzel arabalar Kasaba’ya gidiyor. Masmavi kuşaklar içinde ve lastikleri siyah yağmur bulutları gibi.

Yorgunum, deyiverdim kendi kendime. Oysa yorgunluk aniden gelmez. Bunu herkes bilir. Damlayarak birikir o. Tıpkı musluktan maşrapaya sakince düşenler gibi. Tıp tıp. Önce duyulmaz, biraz birikti mi evin içinde trampet çalar. İnsan yorgunum, demeden önce ıhlamaya başlar. Sonra anlar başına geleceği.

Ama bende yok öyle insana yakışır taraflar.

Kalabalığın arasından sıyrılıp kaldırıma oturuverdim.

Yorgunsan oturursun. Ama eşek gibi atmazsın kendini. Efendice, usul usul. Ellini dizine koyup, oy anam, dersin.

“Sen ne yapıyorsun burada?”

“Kim?”

“Kime diyorum?”

“Oturdum işte.”

“Olmaz öyle.”

“Nedenmiş?”

“Bu kaldırım benim. Sen öteye şu mısırcının yanına git. Hadi!”

“Tapuladın galiba. Sen yaylansan oraya.”

“Olmaz.”

“Neden?”

“Mısırcı, Denizli horozu gibi yellenir.”

“Tövbe yarabbi,” deyip kalktım. İki çocuk yere tükürüp birbirlerini ittiler önümde. Yazıhanelerin birinden çıkan adam höykürdü. Çocuklar ürkek serçeye döndü. Ayakları yerden kesildi.

Ben gidene kadar mısırcı arabasını iki tekerleğin üzerinde kaldırıp gitti. Ondan kalan boşluğa oturdum. Havayı kokladım. Yok, osuruk falan kokmuyor.

Bu yine geldi yanıma. Boş, kurşuni tepsisini dizlerine dayadı.

“Burası da mı senin, yoksa?”

“Yok serbest.”

“O zaman şimdi de sen siktir git, bakalım.”

Küser gibi oldu. Karşı kaldırıma geçip oturdu.

Dayanamadım. Yanına vardım.

“Alınmadın ya?”

“Yok.”

“Ne satarsın sen?”

“Nane şekeri. Yolculara.”

“Şu otobüslerin içine girip satanlardan mı?”

“Hı, bildin.”

Ön dişleri yok bu oğlanın. Ayağına geçirdiği sandaletler kir içinde. Pis ayakları da.

“Hiç kalmadı mı nane şekeri?”

“Yok, dün bitti.”

“E, bugün boş mu gezdin?”

“Hı, bildin?”

Dün kazandığını yemiş oğlan. Bakkal da veresiye vermemiş. Bugün tepsiyi dümbelek yapıp çalası varmış.

Ben söyledim, o vurdu kıçına kıçına kalaylının. Yolcular dönüp baktı. Kadının birisi ayıpladı bizi. Yaşlı amca göbek attı karşımızda.

“Nereye şimdi?”

Yoruldu galiba. Durunca sordum.

“Eve. Sen?”

“Bilmiyorum.”

“Evin nerde?”

“Şimdi çıkaramadım. Biraz düşünüce bulurum belki.”

Hiç yadırgamadı beni. Diğerleri gibi yüzüme boş boş bakmadı.

Kalktım. Yürüdüm. İnsan yolda da bulur evini.

Hiç yorum yok: