27 Mayıs 2009 Çarşamba

sarı rüya defteri 6

Fırlama bir meyhane buldum. Yavuz abinin yeri. Güya beni tanırmış. Liseye giderken okulu kırıp gelirmişim. Nasıl da yalan artık! Sinirlenip çıktım. Kalyon birahanesine girdim. Aman ne kötü karşıladılar beni. Bira, çerez; para peşin dediler. Erkekliğe bok sürmedim, çıkmak da olmaz. Garson çam yarması. Gözüm yemedi. Maçam sıkmadı. İki dikişte bitirdim kulpluyu. Koşup Yavuz abiye girdim.

“Oğlum,” dedi.

“Paran yoksa siktir et. Bizden olsun bugün de.”

Utandım önce. Sonra kazımadım.

“Sübye, rakı, sardalya, on midye dolma açıver.”

Yahu bunları ezbere söyledim sanki! Aklımın içinde kilitli bir odada duruyorlardı da aniden anahtarı buldum, hepsini açık havaya, öyle serinliğe, buluttan ve nemden uzağa bırakmış gibi oldum. Hâlbuki uzay gemisi kadar yalnızdım bu dünyada.

“En fenası, rakı ısmarlayacak birinin bile olmaması.”

Nah alnında gümüş renkli mermileri sırtlanmış kadın dövmesi taşıyan Yavuz abi söyledi bunu.

Karısını yirmi beş kuruşa satmış. Hilal istasyonunda. Arkadaşları bunu zorla çökertmişler akasyanın dibine. Kör karıyı çağırıp cebren dövme kakmışlar alnına. Yirmi beş kuruş dövmesi.

Sonra Yavuz abi hem karısını hem de sattığı adamı vurmuş.

Yalan da olsa dinleniyor meyhanede.

“Seni tanıyorum ben. Ama sen kendini biliyor musun acaba?” dedi.

Hakikaten biliyor muyum?

Uzaydan koptum geldim. Zımpara gibi havadan geçerken alev aldım kesin. En çok da ayaklarım yanıyor. Çıra kokusu.

Kim fırlattı lan, beni?

Mucid dedeyi bulmalı. Olmadı yine okurum önceki sayfaları.

Kimim lan, ben?

Alnımdan başlayan dudak gölgeme kadar uzayan bu yara izi de ne?

Yavuz abi, “Bu ne oğlum ya?” dedi.

Yokmuş eskiden bu faça.

2 yorum:

N.I.E. dedi ki...

6. En güzeli bu olsa gerek...

"Kimim lan ben?"

Bayıldım! Ellerine sağlık.

ahmet h. erkan dedi ki...

"Hâlbuki uzay gemisi kadar yalnızdım bu dünyada."

çok sevdim bu cümleyi ben de.