16 Mart 2009 Pazartesi

Ebru Soykan neden öldü?

Pürtelaş Sokak'ta oturan Ebru Soykan'ın komşuları, evden gelen kavga sesleri üzerine polise ihbarda bulundular. Olay yerine gelen polis, Soykan'ı boğazı kesilmiş ve sırtından bıçaklanmış olarak buldu.

Bu ülkede ölmek çok kolaydır. Bazı insanlar için daha da kolay...

Ölmek kolaydır çünkü öldürmek kolaydır. Öldürmek kolaydır çünkü ölen öldüğüyle kalır, maktul pek öyle mühim biri değilse, tıpkı mevcudiyeti gibi yokluğu da fazla bir şey ifade etmez. Kim vurduya gitmenin ne demek olduğunu bizler pek iyi biliriz. Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz diyen devletluler, bizim de ölmeyi ne kadar yakinen bildiğimizi ve nasıl da sessizce birer birer ölüp durduğumuzu görürler mi bilinmez ama öldürmeye hevesli olanlar, bazılarımızın ardından adalet aranmayacak kadar 'önemsiz' bulunduğumuzu iyi bilir. Bunun için kimimizi öldürürken iki kere düşünmeye gerek görmez katiller.
Polisin çağırdığı ambulans gelmeyince Soykan olay yerinde hayatını kaybetti.

Hele hele 'herkesten' biraz farklıysanız, dininiz, etnik ya da cinsel kimliğiniz birilerini koca ve katiyyen esnemez boğucu, yorucu, art niyetli, dedikoducu, hoşgörüsüz, kinci, linççi bir 'biz' yapan kitleden farklıysa, o zaman ölmek daha da kolaylaşır. Birilerinin size kötü muamele etmesi, sizi kaybetmesi, öldürmesi... Bunlar işten bile değildir artık. Farklıysanız her türlü tehdide açık hedef olabilirsiniz. Bu ülkede 'ötekileştirilmiş' kimliklere sahip olanlar, hep bunu bilerek, çekingenliğini ve ürkekliğini taşıyarak yaşarlar. Ve kolayca ölür, kolayca öldürülürler. Kaldı ki, kendilerine bir zahmet sunulmuş yaşam alanları da öldüklerinde gömüldükleri kara topraktan çok geniş değildir esasen. Birbirine benzeyenlerin yasaları, kendilerine benzemeyenler için aynı istek ve kuvvetle çalışmaz. Siz farklıysanız, ardınızdan pek hesap sorulmaz. Farklılığınızın diyetini kimi zaman canınız acıyarak, kimi zaman canınızdan olarak ödersiniz. Oysa herkes için aynı işlemiyorsa eğer, adaletten söz etmek mümkün olabilir mi?

Ebru Soykan (28), İstanbul Cihangir'deki evinde kavga ettiği bir erkek tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Travesti ve transseksüel cinayetlerinin hesabını, kendi sonlarının kimin elinden geleceği kaygısıyla yaşayan diğer travesti ve transeksüellerden başkası sormayacak mı? İnsan sadece kendisinden, hadi birazcık da kendine benzeyenlerden mi sorumludur bu hayatta? Otoyol kenarlarında, evlerinde, sokaklarda, aydınlıkta ve karanlıkta, göz önünde, gözden ırakta birer ikişer katledilen travestilerin ölümünü, uzaktan üzülerek, için için bunun onları bekleyen doğal bir son olduğunu düşünerek, yaşanan bu şiddeti içselleştirip böylece katmerleyerek, sonsuz bir kısırdöngüye hizmet ederek mi izleyeceğiz? Bu cinayetleri kolaylaştırarak neredeyse çanak tutan, heteroseksist ve transfobik sistemin kendisi değil midir? Travesti ve transseksüel cinayetlerinin politik cinayetler olduğunu kabul etmenin, bunların 'nefret suçu' olarak tanımlanmasının zamanı gelmedi mi? Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin haklarının anayasal güvence altına alınmasının vakti gelmedi mi?

Bir kaç sene evvel bir gece İstiklal Caddesi'nde elinde satırla travestileri kovalayan bir adam görmüştüm. Şikayet üzerine polisler ileride bir noktada adamı durdurdular. Üzerini arayıp satıra el koydular. Birkaç dakikalık bir konuşmanın ardından da salıverdiler. O zaman o polislere sorduğum soruyu yineliyorum: Yeni bir satır bulduğunda ne yapacak bu adam?

İkiyüzlü toplumumuzun ikiyüzlü ahlak anlayışı tarafından sonsuz bir anlayış ve hoşgörüyle karşılanan bu adamlar, her yeni satırda yeni birini öldürmeye devam edecek. Çünkü bilecekler ki, hiçbir şey olmayacak kendilerine. Ve yeni ölümlere kimse şaşırmayacak. Travestilerin maruz kaldığı bu şiddet, dünyanın kanunuymuş gibi doğal görünecek kör gözlere. Şiddet içselleştirildikçe büyüyecek, büyüyecek ve sadece travestileri değil, farklı kimliklere sahip herkesi kapsayan koca bir linç kampanyasına dönüşecek. Biz bu acıyı, öfkeyi sahiplenmedikçe, bize dokunmayan yılanı bin yıl yaşamakla ödüllendirip ekmeklere yağ sürdükçe böyle olacak.

Satır kimin elinde, o adam bu gece nerede olacak, bilemeyeceğiz. Bir dahaki üçüncü sayfa haberine kadar herbirimiz kendi payımıza düşen endişeyi kuşanıp, korkuyla bekleyecek miyiz?

Nermin Yıldırım
http://parsomen13.blogspot.com/2009/03/ebru-soykan-bildirisi.html

Hiç yorum yok: