2 Şubat 2009 Pazartesi

Göç Vakti

Azur Bey, masasının üzerindeki dosyalardan başını kaldırdı. Esnedi. Kalemi parmaklarının arasında çevirdi. Yine esnedi. Arkasına yaslandı. Bayan Lepiska'ya doğru baktı. Çaprazındaki masaya. Tahta çerçevenin arasından görünen uzun bacakları izledi. Parlak çorapların devamındaki krem rengi eteğin karanlığına takıldı bakışları. Ilık bir nehir köpürdü içinde. Kasıklarına yürüyen karıncaları hissetti.

Servisi şöyle bir süzdü. Müdüre Hanım koca göbeğiyle odasındaki deri koltuğa gömülmüş gazete okuyordu. Kapının yanında oturan Müdüre Hanım'ın asistanı ise öğleden sonraları içtiği sakinleştirici şurubun etkisiyle şekerleme yapıyordu.

Azur Bey, "ortalık sakin," diye geçirdi içinden. Önüne büyük bir sicil dosyasını çekti. Biraz aşağıya kaydı. Bayan Lepiska'ya gözlüğünün üzerinden bakarken sessizce pantolonunun düğmelerini çözdü. Sol elini içeriye soktu...Yoktu. Gözlerini kocaman açıp yeniden daldırdı elini.

"Aman Allahım, yok..."

Ayağa fırladı. Gayrı ihtiyari yere baktı. Pantolonunun paçalarını salladı. Zıpladı yerinde.

Müdüre Hanım indirdiği gazetenin arkasından ona bakıyordu. Asistanı da uyanmış şaşkınca gözlerini kırpıştırmaya başlamıştı. Lepiska Hanım ağzını garip şekilde çarpıtmıştı.

"Noluyor yahu?"

Azur Bey, kıçından alev almışçasına koridora fırladı. Kattaki tuvalete doğru koşmaya başladı. Soluk soluğa içeriye girdi. Kapıyı kilitledi. Pantolonunu hızla sıyırdı. Gözlerine inanamıyordu. Arkasındaki kirli aynaya döndü.

Azur Bey'in penisi ve birbirine denkliğiyle çok takdir ettiği testisleri yoktu. Olmaları gereken yerde ince bir çizgi vardı.

İri avuçlarıyla kendini tokatladı. Kaba etlerini çimdikledi. Sonuç değişmedi.

Aklını kaybetmek üzereydi. En son ne zaman gördüğünü hatırlamaya çalıştı. Akşam sinema izlerken okşamıştı onları. Sonra sabah uzun uzun işemişti.

Nefesinin daraldığını hissetti. Dışarıya attı kendini. Kapıda Genel Müdürle çarpıştılar. Yaşlı adam anlaşılmaz mırıltılar çıkarıyordu. Azur Bey'i kemikli elleriyle önünden çekip yana fırlattı ve tuvalete kapattı kendini.

Azur Bey'in bu münasebetsiz anı düşünecek zamanı yoktu. Çılgınca merdivenlerden aşağıya koşmaya başladı. İndiği katlardan garip sesler geliyordu. Dehşet nidaları ve şaşkınlık haykırışları.

Kapıdaki güvenlik görevlilerinden birisi pantolonunu indirmiş karşısındaki arkadaşına gösteriyordu.

Ana binadan çıktığı anda hızla giden taksinin birisi yoldan çıkarak elektrik direğine vurdu. Belediye otobüsü aniden durdu ve açılan kapıdan fırlayan şoför elleri ayıp yerinde ağlayarak koşmaya başladı. Yol boyunca yüksek apartmanlardan, devlet dairelerinden ve iş hanlarından sayısız erkek haykırarak dışarıya çıkıyordu. Şehir çıldırmış gibiydi.

Azur Bey, köprüye çevirdi yönünü. Bilinçsizce koşuyordu. Köprünün parmaklıklarını aşan genç bir adam kendini aşağıya attı. Bir anne küçük oğlunun şortunu indirmiş elleri yüzünde haykırıyordu.

Azur dehşet içinde köprünün kırık korkuluklarına dayandı. Başını kaldırdı. Koyuluk. Binlerce penis testislerini çırparak uçuyordu. Büyük bir bulut gibi toplandılar önce. Geniş bir daire çizdiler. Küçük, büyük, esmer, sarışın ve sünnetli, sünnetsizdiler. "V" şeklini aldılar. Güneye kıvrıldılar.

Köprünün üzerinde biriken kalabalık sus pus olmuş gidenleri izliyordu.

Orta yaşlı bir kadın, "Gidiyorlar. Küstürdük mü acaba hepsini?" dedi. Kızıl saçlarını örmüş genç bir kız omuz silkti.

"Siktir edin. Hiç birisine ihtiyacımız yok."

Azur Bey'in gözlerinden boşalan yaşlar ayakucuna kadar sicim gibi indi.

ahmet büke / 16 Oca. 07

3 yorum:

Boş Arsa dedi ki...

Azur bu hikâyeyi okurken yandan yandan gülümsüyor.

Bir an "olabilir mi lan?" diye düşünüyor.

E! Eli bacak arasına iniyor.

Aradığını kolayca buluyor.

"Güzeldi lan! Ne komikti lan! Babafingolar güneye göç ediyolar falan." diyerek ayak yoluna doğru ayaklanıyor.

ahmet h. erkan dedi ki...

alternatif son: Azur Bey'in gözlerinden boşalan yaşlar ayakucuna kadar sicim gibi indi.

Azur kan ter içinde uyandı. Yatağı ıslaktı. Lepiska Hanım'ı düşünürek uykuya dalmanın sonu buydu..

Adsız dedi ki...

''Bu birüya hayıır kabus''diye bağırdı Azur ama azur hiç uyanmadı....
Gün geldi kabul etti olan biteni.Diline geldi bir şarkı oturdu.
Ellerim böyle booooş boş mu kalacaktı...