23 Şubat 2009 Pazartesi

Gidemeyen

Rüzgâr pamukçuklar getirdi gökyüzünden. Bir kaçı hızla uçan serçelerin kanatlarına takılıp yeniden yukarıya yöneldi, esintiyle çalımlı çalımlı uzaklaştı. Daha irileri gittikçe ağırlaşıp akasya ağaçlarına takıldı. Yoldan geçen küçük arabası sıcak boyoz buharıyla kaplı adamın sigarasından yükselen duman aynı dallara ulaştığında Körfez’e eski bir kum teknesi girdi.

“Zamanı geldi,” deyip “AN DEFTERİ”ni açtım. Kalemi dilimin ucunda ısladım.

“Tam da o anda vuku bulanların listesidir. Evin tahtalarından çıtırtılar geldi. Yirmi ikinci nesil kurtlar doymaya başladı galiba. Arada sayamadıklarım oldu sanırım. Ama yuvarlak bir tahminde bulunuyorum ben. Saime Hanım’a bu işin olamayacağını anlatmayı denedim. Yine gözleri yaşardı. Kırk senedir ağlıyor. Oysa onu sadece bir defa öpmüştüm. Kilisenin duvarının altından çıkıp yola saçılan yemişin köklerine takıldı. Tuttum kaldırdım. Etrafında buğulu bir hale vardı. Dalgalı saçlarının arasından köknar sürüsünü gördüm. Topraklı yapraklarıyla uçup içimden geçtiler. Kokusu annemin divanının altından gelen ayva rengiydi. İçime derince çektim. Dudaklarımı örttüm üzerine. O anda ölüverdi Saime Hanım.”

Annem geldi. Süt ısıtmış. Bal damlatmış içine.

“Öksürdün ya sen gece,” dedi.

“Pamuklar yüzünden anacım.”

“Ah, kavaklar açıyor galiba.”

Saime Hanımı düşündüm yine. Kolera gelmiş gemilerden. Yağlı kendir çuvallarını ve pis urganları omuzlayan Sakızlı gemicilerin arasından o cam dişli canavar güzel şehrimize sızmış. Kırılıyor çocuklar. Sarı cam şişelerde ilaç taşıdım faytonumla. Nafile. On dokuz günde on dokuz çocuk öldü. Sonra ihtiyarlar koltukaltlarında yumrular ve mor lekelerle son nefeslerini verdiler. Saime Hanım fenalaşınca evimizin duvarına dayanıp ağladım.

Şimdi kimseden kaçamayan bir bulutum.

Tabuta gelinliğini de serdiler.

Ben gidemediğim için annem de kaldı buralarda. Yan yana gömdüler oysa bizi. Buca bağlarının arasındaki o mezarlığa danaburunların kalabalığına sıkışıp eski kemiklere yaslanmıştık beraber.

Ben kaldığım gibi dokunduğum herkes de kaldı bu mahallede.

Açıyorum DEFTERİ, okuyorum.

“Annem, Saime Hanım, onu kurtarmaya çalışan İttihatçı doktor, önünde ağladığım sarı duvarlar…”

Şimdi neredeyse yüz sene sonra aynı sokakta kırılmış ayak parmaklarımla geziyorum.
Saime Hanım’ın odasına başka birisi taşındı.

Onun da dalgalı saçları var. Siyah etekler giyiyor. Pembe ve ateşten çorapları var.

Her sabah iki kumru konuyor balkonuna. Onları besliyor. Sevip okşuyor avucunda.

Kumru Kamil ve ikizi Arap. Onların da kemikleri kalmadı oysa. Ama bana dokunan çakılıp kalıyor bu mahalleye.
Ah güzelim. Nasıl bir kokun var senin öyle. Sabah erkenden kalkıp yağlanıyorsun. Aynada omuzlarına bakıp ovuyorsun kendini.

Aşığı var onun. Evde annesi yokken alıyor içeriye. Saçlarını kalemle tutturup uzun pijamasıyla açıyor kapıyı. “Sus” diyor parmaklarıyla. O kadar uzun sarılıyorlar ki birbirlerine, Selçuk Vapuru’nun düdüğünü durmadan çaldırıyorum kimse onları duymasın diye. Sonra kokluyorlar birbirlerinin koltukaltlarını. İçlerine çekiyorlar ayrılıklarını.
Ayrılırken ağlıyor kadın. Kapıyı dayanıp engel oluyor gitmesine. Gülüp yeniden tırmalıyor adamın elini yüzünü.
Defteri yeniden açtım.

“Saime Hanım’a yalvardım bu defa. Beni sevmeyi bırakmazsa sonsuza kadar bu mahallede kalacağımı ve huzur bulamadan kıvranıp kalacağımı anlattım. Şimdi kumların üzerine o günü yeniden çiziyorum. Annem koşarak mağazaya geldi. Gözlerinden anladım. Eve vardığımda köpükler içindeydim. Yukarıya çıktım. Odanın kapısını açtım. Saime Hanım ölüm beyazını yeni örtmüş üzerine. Doktor Nazmi çıplak tenini ona sarmış ağlıyor. Aynalı yatakta iki beden. Birisi mor lekeler içinde diğer gözyaşlarıyla sarsılıyor. Sandıktan silahımı çıkardım.”

Bu azap yüzünden gidemedim hiçbir yere.

Oysa yüz sene olacak aynı göğün eskimesi üzerimde.

Balkonda iki kumrusunu sevdi yine. Ben bu halimle, çoktan çürümüş kemiklerim ama gidemeyen ruhumla yeniden sevebilir miyim?


Ahmet Büke /23 Şubat 09

1 yorum:

nozannes dedi ki...

Güzel bir öykü, çok boyutlu.. bir sürü defter sayfası.. içindeki patafizik dizeler ayrıca hoşuma gitti..sağlık...