9 Ekim 2008 Perşembe

vesikalıklar_6

Sabah kapı çaldı. Babam işe gidiyordu. Ben yakamın düğmesiyle boğuşuyorum. Baktık, İbram Amca. Yanında yaşlı bir teyze var.

“Ben Senihi’nin büyük ablasıyım evladım,” dedi.

Senihi Abi’yi beş yıldır arıyormuş.

“Alıp götüreyim diyorum onu. Gelsin yanıma. Kimsem kalmadı. Hem sokaklarda ziyan zebil ölecek.”

Büyük, kenarları mavi çizgili erkek mendili çıkarıp ağladı. Burnunu çekerken mantosunun cebinden şeker uzattı bana. Eski ve kahverengi akide.

“Ama…”

Senihi Abi, arabanın içinden burnunu bile çıkarmamış. “Abla git buradan,” diye battaniyesine bürünüyormuş.

İndik hep beraber.

Annem balkondan “Seyhun, doğru okula sen,” diye seslendi.

“Tamam tamam,” diye el ettim.

Köşeyi dönerken hâlâ sesi geliyordu. Babama baktım, “aman salla,” dedi eliyle.


Senihi Abi, Ford’un camlarını siliyordu. Bizi görünce içeri girip, battaniyesine gömüldü.

“Oğlum,” dedi babam. “Bak kış geliyor. Geçen sene bizim kömürlüğü açıyordum sana. Ama artık ev sahibi de caz yapıyor. Hadi bak üzme hem kendini, hem bizi.”

Teyze mendilini yine çıkardı. Arkadan şeker gelecek diye babamın tarafına sıvıştım usulca.

“Senihi arsayı müteahhide vermişler,” dedi İbram Amca.

“Arabayı da seni de kepçeye koyup doğru çöplüğe atarlar.”

Senihi Abi pencereyi açtı.

“Deme öyle. Yalan deme Allahsız bakkal!”

O hafta babam kapı kapı gezip para topladı. Annemler Halkevi’nin bahçesinde kermes yaptılar. Toplanan parayla Senihi Abi’yi hamama götürdüler, yeni battaniye aldılar, damat gibi giydirdiler. Kalanla kamyon tutuldu. Hep bir toplanıp arabayı tahta kızaktan kasaya çıkardık.

Senihi Abi Ford’un şoför koltuğuna kuruldu. El etti bize. Ablasının arka bahçesine öylece uğurladık onu.

Nermin Abla bile ağladı. Göğsünden çıkardığı mendiliyle gözlerini sildi. Sonra ikiye katlayıp eski yerine yerleştirdi. Ama son düğmesi açık kaldı.


Hiç yorum yok: