8 Ekim 2008 Çarşamba

vesikalıklar_4

Haftalık harçlık on lira oldu. Milliyet Çocuk’un sıfırı yedi buçuk. Yuh yani! Okulun karşısındaki eskicide bir lira. Ama façası bozuk onların.

Amaaa, bu arada üst kata taşınan halk bankası müdürünün oğluna on beşte bir hem Teksas hem Mandrake alınıyormuş. Öyle söyledi beyefendi!


“Gelip benden okuyabilirsin.”

Yerim senin o cicili dergilerini. Bu davul tozuyla orta biri okuyorum bu sene. Kalemtıraşı demirden lavuğun.

Amaaa, haftalık mahalle toplantısında “el arabasına nasıl binilir,” konusundan sınıfta kaldı işte. Kulağıma eğilip, “Ne demek yani şimdi? Otuzda olmuyor, otuz ikide olmuyor, illa otuz biri mi tutturmamız lazım?” diye sordu. Ulan eşek herif! Modern matematikten on numara almaya benzemez işte bu iş.

Sonra koşup arsaya gittik. Önceki gün yağmur yağdığı için çivi oynadık.


“At, çiz. At, çiz.”

Nasıl olduysa yine oldu ve alakasız bir kavga başladı.

Sonunda dayanamadım Senihi Abiyi uyandırdım Ford’un içinden.

“Senihi Abi, sen söyle. Amerika mı güzel yoksa Rusya mı?”

Senihi Abi arka camdan parmağını uzatıp karşı balkonu gösterdi.

“Nermin en güzeli yahu!”

Oooo, gidip hep bir alkışladık Nermin Ablayı. Astığı çamaşırları bırakıp şaşkın şaşkın baktı bize. Mutfaktan çıkan annesi nalının tekini bize atınca dağıldık haliyle.

Amaaa, bu çocuk eve dönerken ellerini göğsüne doğru kabartıp “En güzeli Nermin,” demez mi?

Şaplattım bir tane ensesine.

“Ayıp lan. Bizim mahallenin kızı o.”

Sustu haliyle.

Hiç yorum yok: