13 Şubat 2008 Çarşamba

O da peşimde

Şahmerdan kuruldu. Ay oldu. Mavi çarşaflı denizin üzerinde. Üstümüzü soyduk. Gres yağı karıştı terimize. Dedem çete hikâyelerini getirmiş yine yanında. Paydos çanıyla beraber sofraya çökünce ağrıyan dizlerini tutup yanımıza ilişti de başladı anlatmaya. Kimse dinlemiyor ama. Sedat kır saçlarını karıştırıp duruyor. Soğan tutan eli boğumlu kaslarıyla narin ve güneşten yanmış köylü derisinde. “Ellerimiz çok güzeldir ağalar,” der ikide bir. Ellerimiz çok güzel. Taşı tutar, sıkar. Ağacı tutar büker. Demiri kanırtır, kadına dokunur, cevizi kabuğundan, narı ağacından, dikeni vatanından çeker alır. Sedat akşam olunca kile sarar ellerini. Ellerimiz iyidir. Ağalar. Dedem, Sarı Efe’nin yaralı atını unutamıyor bir türlü. Sedat denize bakıyor. Hava bozarsa. İş erken mi biter? Denize kazık üzerine kazık çakıyoruz. Üzerileri demirden raylarla kapanacak. Ağır tekneler yanaşacak. Adamlar yürüyecek. Halatlar serilecek, yük inecek. Bizden sonra bizim hiç bilmediğimiz adımlar gezecek. Ellerimizin yaptıklarını göremeyeceğiz. Ben boğduğumu bilmem mi. Kuş gibi çırpınmasını ellerimin arasında. Ölüm pullarını silkti üzerimde. Cinayet sıcağı sırtıma yapıştı, derime işledi. Paslı iğnelerle dövdürdü kendini. Ellerim benden önce kaçtı kanundan. Şimdi bu insan uğramaz koyda iskele çakıp, gres yağına bulanıyorlar. Dedem, yıl oldu öleli hâlâ bitiremedi hikâyelerini. Suçumla beraber peşimde. Gece uyurken üstümü örtüyor. Deniz bir tarafta, Sedat diğer yanımda. Ben boğduğumu bilmem mi. O da peşimde.

Hiç yorum yok: