10 Şubat 2008 Pazar

leke

Soğuk Pazar akşamı. Elektrik sobasının üzerindeki çay fabrikasına bakıyorum. 1871 yazıyor girişinde. Devasa seramik bardak. Beş dakikadır tütüyor. Ve lekeler var iç çamaşırında. Sarı, büyümüş ve kurumuş meni lekecikleri. Avucunda sıkıp organını tükürüklemiş hıçkırıklarıyla. Hıçkırık teyzem. Yolun altında beyaz duvarlı evde yaşardı. Kiremitlerin arasında pirinç renkli büyük anahtarı durur. Evin anahtarı. Yerelması pişirir bize. Çiğden de yeriz. 1871’den beri uzun boylu ve sivri bıyıklı bir adamı sever. Adam da ona yaslanır akşamları. Rakısını uzun ve uzun kadehe dökerken en çok teyzemi mi sevdiğini düşünür ve yalan der kendine ki onu sevmiştir yeterince ama asıl kalbinin uzun ve uzun ucundan tutup kanırtan, çıplak omzundan sutyeninin askılarını kaydırırken yer kaçığı gibi sesler çıkartan öğretmen kadın vardır ki işte o kadın bu adamı titretir de titretir uzun ve uzun kararsızlıkların, arada kalmaların, ne yapacağını bilememelerin, ölüvermelerin, ah başka bir dünyada doğsaydımların içine atar ama başka bir dünyada yani öğretmen kadının dersi biter bitmez eve koşup deniz börülcesini haşladığı ve ince kılçıklarından çeke çeke sıyırdığı, zeytinyağına bulayıp bol limonladığı, uzun ve uzun rakı bardağını buza yatırdığı sonra pencereye yakın sedire çöküp parmaklarını güzel karnında gezdirip adamanın uzun ve uzun parmaklarını uyluklarında sonra tüylerini aldığı şimdi ve birazdan ve epeyce ıslak kalacak, ıslaklığını damla damla çamaşırına sızdırdığı 1871’den beri çok güzel, çok güzel, çok güz ve çok bahar gördüğü yerinde hissettiği başka bir dünya hiç olmaz.

Teyzem 1871’den beri adamın prangasıdır. Yerelması pişirir. Çiğden de yeriz biz onu. Yolun altındaki pirinç renkli büyük anahtarın açtığı evde, Montmarte meydanında, kederle beraber ben de büyürüm. Çamaşırdaki leke gibi.

Hiç yorum yok: