17 Şubat 2008 Pazar

Law of Octaves

Kapı hızla çarptı. Ovanın ortasında. Çakıllı dikenlerin bittiği, hem de su dolu damlacık için akreplerin kapıştığı o yerle göğü birleştiren kuru ovada. Atlılar deri kayışlarla sürükleyip iri kıyım bir günahı bıraktılar kumların üzerine. Kardeş katli gibi ısındı hava. “Bu yelken benizli adam başka bir adamı sevmiş. Koyun koyuna olmuşlar.” Utanmaz bir uzay gemisi indi. Tozum. Kumlandı hava. Uzaktaki şehirden geliyordular ve arkası kesilmeyecekti bunun. Yasak seviler çokluktu. Böylece temizlenebilir havamız diye düşündü akıllı adamlar ve kadınlar. Suç daha akıldayken, günah daha cenin zarını yırtmamışken uzaklaştıralım bizden. Pak bir uygarlık. Hepimizin vergi numarası ve deprem korumalı çatı altında vicdanı olacaktı. Lakin kuru ova doldu taştı işkembeye benzer ruhlardan. Üstelik kötülük sirenleri sürekli çalışmaya durdu. Hepimizin başı üzerinde tehlike halesi korlandı. Sonunda ova büyüdü de içine aldı şehri. Ve anladık ki günahsızlık imkânsızlık kadar ayıptı. Affedilmezi yapmıştı akıllı kadınlar ve adamlar. En güzel parçamızı, harcımızı bizden almaya kalkınca fark ettik insan olmanın hazzını. Kötülük aynı cins atomlardan meydana gelen en saf maddemizmiş bizim. Böylece ova ve şehir birleşti ve periyodik tablonun son hali sayıldı.

1 yorum:

):--:( dedi ki...

Günahsızlık ayıp hem de günah.