16 Şubat 2008 Cumartesi

alacağımız var

Kara kedimiz pek aç bu aralar. Çolak ayağıyla duvarlara dokunup konuşuyor. İsyan etmek günah, diyesiymiş komşuları. Ulan, o günah da bu halimiz farz mı bize peki? Bidonlar paylaşılmış. Güzel ekmek çıkanlara ağalar konmuş. Kapıcıları ayarlamışlar. Bize kalmış fakir mahalleler. Kusmuk çıkar o çöplerden anca. Şimdi sonradan gelenleri topluyoruz. Tutup çekiyoruz enselerinden.
“Böyle bükersen boynunu aç kemiklerini toplarlar bir gün buradan.”

“Ne yapalım abi? Onların bileği kalın.”

“Senin ki karı bileği mi peki?”


“Yok da, çok onlar ama.”

“Biz daha fazlayız, a dangalak.”

“Ama onlar…”

Aman onlar bizden eski, evet. Daha uzun aç kalmışlar. Daha çok debelenmişler. Zabıta gelmiş düzmüş, amir gelmiş domaltmış. Hurdacıdan yenilen kazıklar dağı geçmiş. Soğuk vurmuş kimisini. Ölenleri soyup ısınmayı öğrenmişler. Arkadaşın daha çok açsa sen daha az açsını bilmişler. Sonra ölmeyip kalanlar, yani kuvveti topraktan kanırtarak çıkaranlar anlamışlar kanlı bileğin kudretini. Ve biz gecikenler ya da güneşi kaçıranlar için tek bir yol var geride. Suyun yolunu değiştirmek değil elbette. Su olmak. Yazgımız çöpse eğer çöpe sahip çıkmak. Ona uzanan eli daha çok ısırmak. Başkasının ekmeğine işemek. Tiksinenin önünden kapmak. Ölecek varsa işini kolaylamak. Çok yaşayası olanı şüpheye düşürmek.


Kara kediyle yaptık da bunu. Ağalardan birini bastırıp çöp arabasına bağladık. Ucuz kolonyayla yaktık adamı. Kokoreç gibi kokuttuk ortalığı.

Dedik ki, biz de varız burada. Madem kimse tam doymayacak, alacağımız var sizin tokluğunuzdan!

2 yorum:

):--:( dedi ki...

varlığın cesaret veriyor. eksik olmayasın.

nozannes dedi ki...

Ne denilebilir ki artık... Farelerin bizi kobay olarak kullanmadığını kim söyleyebilir ki... Böyle delikanlı kediler varken, onları görecek bir yazar çıkar elbet... Çıktı da.. Çıkıp bir bir anlattı işte...