4 Ocak 2008 Cuma

İkinci mevkiye bir bilet

Eskiden farklı saatlerim vardı.

Gün doğumuna yakın, pencerenin kızıllaşan perdesinin ardından günün ilk treninin çığlığı duyulduğunda dedem Peynirci Arif namaz örtüsünü dürerdi. Sonra kasketini alır, ananemin geceden hazırladığı hamur dolu büyük tenceresiyle bütün gün mermer zeminde katmer açacağı dükkânına yollanırdı. İlçeye tütün parasına, pazara, iki metre basma pazene inen köylüler, ağır vücutlarıyla zamanlarını geçiren esnaf amcalar, öğrenciler, deliler gün boyu dükkandan eksik olmazlardı artık.

Ben bütün bunları bin defadır bilmiş halde yüzümü yıkarken yine çığlıklar gelirdi arka balkondan. Ananemin parlak tencere kapağıyla kesip kızarttığı puf böreğini yerken bir İzmir treni daha geçerdi. Balkona çıkardım. Koyu bir istim. Kargalar havalanmış. Kovalı yüksek çeşmeden su alan lokomotif yorgun bir ihtiyar gibi inlerdi. Akhisar İstasyonu’nda kadınlar, çocuklar, yoksullar ve mutlu insanlar inerdi.

Herkes uzaklaşırken ben demir yoluna varırdım. Raylara uzanıp uyumak hem en büyük hayalim hem de en büyük korkumdu. Tahtacı İsmet’in iki oğlu gözümün önünde kaç kez rayların arasına yatmışlar, sonra üstlerinden geçen katarın ardından kalkıp gülüşmüşlerdi. Galiba o zamanlardan kaldı çok sevdiğim şeylerden çok korkmam.

Akşam yemeğini yerken dedem dayımın gelmemesine sinirlenirdi. Yorgun parmaklarını masada tıkırdatırken Balıkesir Treni geçerdi. Oysa dayım sabaha karşı ellerinde kostik ve boya lekeleriyle döndüğünde Soma Kömür Katarı çoktan kaybolmuş olurdu.

Biraz büyüdüğümde de takvimimi trenlere göre ayarlardım. “Ankara-Akhisar, ikinci mevkii, talebe”; elde mavi bir bilet, içimde tıkırdayan raylar. Şimdi düşünüyorum da hikâyelerimde yazdığım insanların çoğunu tren yolculuklarında tanıdım. Jandarmaların arasında kelepçeli katiller, kompartımanda cigaralık saranlar, kaçtıkları her hallerinden belli yaprak gibi titreyen genç kızlar, yanı başımda rakıya buz almaya gider gibi ölüveren ihtiyarlar...

Şimdi zaman zaman etrafımda akıp paçalarıma yapışan bu hayattan kaçıp doğruca Basmane’ye gitmek geliyor içimden. Bir kompartımana oturup dinlenene kadar ağlamak ağlamak...

ahmet büke / 19 Mart 2007 / (gazetem.net)

Hiç yorum yok: