6 Ocak 2008 Pazar

Guguuu guk...

Ben küçükken pek güzel bir şeftali ağacımız vardı bahçede. Aynen “bir şeftali bin şeftali” de olduğu gibi. İhtiyardı ama şehvetliydi. Tenekeci Eşref Amcanın yumrukları gibi iri meyveleri olurdu.

Yaz öğleden sonraları dedemle altına otururduk, arkamızdan hanımelinin kokusu sarardı bizi. Dallarına kumrular konardı sonra.

“guguuu guk...”

Dedem kısık gözleriyle anlatmaya başlardı. Akşamları babasının atının kıçında kasabanın öteki yüzündeki Rum meyhaneciye gidişlerini, orada yarı Türkçe şarkıların altında uykuya dalmasını yüzüncü defa bıkmadan dinlerdim. Helvacı Yannis’in gelin kız helvasının nasıl şerbet damlattığına damağını şaklatarak geçerdi. Sonra kararan bulutlardan, zehirlenen havadan anlatırdı. Babasının bir sabah askere gidişini, Rum komşuların gıcırdayan arabalarıyla göçlerini, Yunan askerlerinin gelip evleri tek tek yakışlarını, dayısını çetelerin yerini söyletmek için dayaktan delirtmelerini, Sarı Efe’nin yakışıklı gülüşünü, Makbule Hanım’ın Halil Efe’nin kollarında vuruluşunu...

Babasının Arap çöllerindeki esirliğinden yorgun ve yaşlı bir adam olarak dönüşünü anlatırken dedemin sesi titrerdi. Yine de o haliyle çapraz fişek kuşanıp dağa çıkmasına sanki şimdi oluyormuşçasına heyecanlanırdı.

“Derken işgal bitti. Babamla çarşı başında yürüyorduk. Yunan esirler geçti önümüzden. Açlıktan, yorgunluktan bitmişti hepsi. Babam bir çınarın gölgesine çöktü. ‘Ben esirlikten çok çektim. İnsan insana bunu yapmaz,’ dedi.”

Dedemin babası komutana garanti vererek yedi esir askeri alır ve bağ evlerine yerleştirir. Gün aşırı ekmek getirir onlara. Arada dağda domuz vurup atının sırtında taşır. Dedem onlardan tekerlemeler, şarkılar öğrenir.

Günü gelip esir değişimi olduğunda “misafirleriyle” karşılıklı sessizce ağlarlar.

Dedemin babası, “Yine gelin ama bu sefer silahınızla değil, misafirimiz olun,” der.

Düşünüyorum da, bu topraklar acıya ve ölüme tanıklık ettiği kadar barışmayı ve yaşatmayı da doğurmuş. İçimizde bir yerlerde vicdan denilen bir tohumcuk var. Galiba iş, onu bulup sulamakta.

Buna hepimizin ihtiyacı var.

ahmet büke/27 Şubat 2007/ (gazetem.net)

Hiç yorum yok: