7 Aralık 2007 Cuma

Yastıkta Baba Kokusu

Sesi değişti. Farkındayım, yine aynı konuyu açacak.

“Oğlum helalleşelim mi?”


Elim hemen kumandaya uzanıyor. Sinirle kanalları değiştiriyorum. Sonunda bir kovboy filmi buluyorum. İkimiz de çok severiz. Biraz izliyoruz deli gibi koşan atları. Arkada uçsuz bucaksız çöl uzanıyor. Gazetesine gömülüyor. Okumuyor biliyorum. Ben de filmi izlemiyorum aslında. İkimiz de konuya dönemiyoruz. Avuçlarım ter içinde salondan çıkıyorum.

Arka odadayım. Babamın yattığı tarafa uzanıyorum. Yastığa sarılıyorum. İnsan ne garip varlık. Yaşarken kendine özgü dokunuşlarıyla hayatı işliyor. Aşağıda teki diğerinin üzerine binmiş terlikleri, bir yanda ucu kıvrılmış namaz örtüsü, boynu bükük tespih, kapının arkasına çakılmış askıda pantolonu, cebinden bir mendil ucu sarkıyor. Babam hiç kâğıt mendil kullanmadı. İkindi okundu. Pencereden kumru ötüşleri geldi. Babam usulca hastaneye hazırlanıyor.

***

Kafeteryada bekleyenler ikiye ayrılıyor. Hemen anladım bunu. Daha oturur oturmaz. Bir grup tahliyeci. Daha doğrusu taburcu olmayı bekleyenler. İyileşmenin verdiği neşeyle kuş sürüleri gibi cıvıldıyorlar. Konu komşu, eş dost onlarla beraber gülümsüyor. Gelecekle ilgili planlar yüksek sesle yapılıyor. Bu sene hemen tatile çıkılamayacak. Dikişler alınacak önce. Sonra kontroller var. Ama olsun. Buna da şükür. Sonbahara doğru hep birlikte olunacak. Söz mü söz. Diğerleri ağır mahkûm. Beklemenin ve endişenin ağırlığını sırtlamışlar. Onlar için bir gün hatta bir dakika sonrası bile önemli. Kulakları telefon sesinde. Yoğun bakımın çarmıhındalar.

Yine de hayat akıyor. Beklerken gülüyor insan kendi kendine.
Hani arka bahçeye salatalık dikmişti. Ben, yakan top heyecanıyla içlerine dalıvermiştim. Az daha tokadı yiyordum.

“Bunların ucuna bastın mı acı olur.”

O sene yetişen on beş hıyarın beşi acı oldu. Hâsılata müthiş zarar vermiştim. Bir keresinde de, oyun yüzünden az daha donuma edecektim de yeni sulanmış şeftali ağacının dibini zor bulmuştum. Pencereden başını uzattı.

“Ulan deyyus, çayı gören eşekler gibi ne işiyorsun şeftalimin altına?”

Burada geceleri beklemek fena. Uykuyu dikenli tel gibi altına seriyorlar insanın.

***

Sonunda babamın istediği oldu. Memleketine kavuştu. Aylardır burnunda tütüyordu.

“Ben yörüğüm. Ne işim var İzmir çukurunda!”

Sıcaklar basarken onu doğduğu topraklara getirdik. Babam omzunda taşırdı bizi. O gün iki kardeş biz onu taşıdık. İlk defa mezardan onsuz döndük. Manifaturacı Ergun. Babası, Küçük İbrahim Efendi’nin yanında yatıyor şimdi. Daha ötesinde, dedesi Ahmet Bey. Sağında solunda akrabaları. Kardeşimle baktık. Hemen arkasında bize de yer var. Akşam okundu. Üzerimizden bir kumru geçti. Gölgesi evimizin koyuluğuna karıştı. Kayboldu…

ahmet büke / 24 Haz. 07

2 yorum:

Seyit Balkuv dedi ki...

Bu sefer kurmaca değil galiba.
Başın sağolsun,
Seyit

GÜNEBAKAN dedi ki...

başınız sağ olsun.