25 Aralık 2007 Salı

Tuzdan gelen adam

Ay kınalı avuçlarıyla karşı kayalığın ardından çıktı.

Dizlerimdeki sızıyı duydum yeniden. Kestaneler mi çizmişti ne. Denizin en ince kabuğu kımıldadı. Belki de gece balıkları uyanmışlardı ve esneyerek dünyanın bu yanına uçmaya hazırlanıyorlardı. Dün gece içlerinden birisi kumsala, yanımdaki uzun eski kütüğe kadar yanaşıp bana bakmıştı uzun uzun. Parmaklarımı uzatmıştım, ıslak kuyruğunu kaldırıp sevmeme izin vermişti. Sonra nedense ürktü, belki de havada uçan kızıl izli arılardan korktu. Koşup dalgaların arasına dalıverdi. Ardından deniz yıldızları ışıdı, dipten yukarılara doğru süzüldüler. Suyun yüzü pırıltılı kadehler gibi aydınlandı. Binlerce parlak yıldız.

Ya karşı kayalıkta yaşayan deniz fili sürüsüne ne demeli. Kumun altında yaşayan akrabalarının tersine perdeli gözleri var onların. Suyun altında da görebiliyorlar. Uzun kulaklarının ardındaki solungaçlarından çıkan türküyü bütün deniz bilir. İçlerinden birisi yavruladı. Bütün sürü yeni annenin ve bebeğin etrafında dolandı günlerce. Keşke gidip sevebilsem yavrucağı. Ama benden ürküp yuvalarının yerini değiştirirler diye korkuyorum.

Köyde benim için derin gözlü adam diyorlar. Onların göremediklerine dokunabildiğim için. Kadınlarının üçüncü memesinden içiyorum kimse fark etmeden. Bazen kayıklarının ardına takılıyorum, tam dümen suyunun döndüğü burgaca. Erken gelen fırtınalardan ve bitmeyen vergilerden konuşuyorlar. Bazen genç bir çapkını öldürmeye oturuyorlar.

Hepsini bu kumsala yazıyorum. Dalgalar yeni sayfaları açtıkça defterim büyüyor.

Asiya ölen süngercinin karısı. Geçen gece kasıklarını yıkadı önümde. Tuzlu suyla ovdu bileklerini. Karnını kumla kapladı. Şeffaf tülleriyle bir deniz anasını öptü.

Asiya yüklendi o gece.

Kumsalın bininci sayfasına yazdım.

Ben derin gözlü adam.

Hayatın pembe balı parmaklarımda. Dehşetle yalıyorum her gece.

ahmet büke / (önce ekmek)

Hiç yorum yok: