7 Aralık 2007 Cuma

Lagada lugada Tanju tamara

Sadri Ağabey, işte bizim ağabeyimiz, sakalları hafif uzamış, omzunda ceketi, ağzı şarap kokar. Sadri Ağabey, yani neşeli ağabeyimiz, her sabah bizim mahallededir. Juliet Teyzeye yanık. Bir defasında aralık perdeden gördüm. Juliet Teyzenin, bizim ablamızın işte, memelerinin arasında şarkı söylüyordu.

rüya gibi her hatıra
her yaşantı bana
ne bulduysa kaybetti
gönül aşktan yana
ömür çiçek kadar narin
bir gün kadar kısa
ağlama değmez hayat
bu gözyaşlarına

Beni gördü. Selam çaktı. Perdeyi çekti.

Karakedigeldipervazaatladımiyavladıpatisinivurducama.

Juliet Abla, ben teyze diyorum diye çok kızardı, perdeyi çekti, camı araladı. Bir eliyle elbisesinin yakasını kapattı. Bir beyazlık taştı ki o aralıktan, kimse bu kadar aydınlığı aynı noktada görmemiştir. Diğer eliyle kara kediyi aldı. Sadri Ağabeyimiz, arkada koltuğa oturmuş gülümsüyordu.

“Kuzum, neden vazgeçmezsin bu hırpaniden?” dedi.

“Ah, o benim bir tanemdir.”

Juliet, aldı beni içeriye. Koynuna yaklaştırdı. Tam iki kulağımın arasını gıdıkladı. Kokladı. Süt verdi bana.

İçeriden çıtırtılar geldi. “Yatağa geçtiler herhalde,” dedim içimden.

Juliet, beni sever bilirim. Sadri Ağabey, çakırkeyfi geldi, mutlu gider az sonra. Ben ona kalırım. Kovalı sobanın üzerine tünerim.

“Ah çirkinim,” der. “Kış gelsin de, kestane közleyelim.”

ahmet büke / 22 Ağu. 07

Hiç yorum yok: