30 Aralık 2007 Pazar

küçük insanın şarkısı

Dinle ey yaradan, kapatma bu mırıltının düğmesini. İçimizde bir kurtçuk. Sana dua eder her sabah. Küçük insan, günle beraber çıkar içimizdeki kovuktan. Her sabah, yaşam bayat bir meze tabağı gibi sunulsa da önümüze, o mutludur. "Şükür," der, "bu günü de gördüm." Azla yetinir. Güvenle çözer palamarı. Açılmaz ama. Kıyı kıyı, kıçtan ilerler. Yapışkan bir iyimserlikle bağırsaktan son deliğe kayar. Korkar kuburdan da. Heyecandan, açlıktan, kaybetmekten, soğuktan, evsiz kalmaktan, parasızlıktan, işsizlikten, itibarsızlıktan, sümüklü mendil gibi buruşturulmaktan korktuğu gibi. Korktukça kurtulacağını sanır bütün bu kabustan. Zehir yeşilinin sinsiliğiyle karışır damarlarımıza.

Küçük insan, içimizdeki taşradır.

İnsanın

yeteneklerinden

bile

korkmasıdır.



Küçük insan, sevişirken kendi taşaklarını sıkmaktır. Endişeden kendi içine boşalmaktır.

Tiksindik ey tanrım. İçimizde bir kurtçuk. Sümerbank çizgisi bedeniyle, parmak uçlarında ayva reçeli, gözlerinde bütün öfkeli babaların bakışı, yanakları kara kıllı anneler gibi çirkin, şarkı söylüyor.

O en kötü öğretmenlerden daha sert kesme vuruyor cetveliyle.

Ruh yiyici ve yağmalanmış bir tepe mezarı. Leş kokusunun alçak uçuşu.

Bir temenni:

Küçük insanı öldürmeli.

Gömmeli içimizdeki geçmiş zaman mezarına.

Bir temenna:

Küçük insan, sen sırrı dökülmüş aynanın hemen arkasındasın.

Bir terennüm:

Küçük insan, küçük insan, sensiz ne yaparız. İyi ki varsın. Sonra nedensiz kalırdı korkularımız...

ahmet büke / 14 haziran 2006 (önce ekmek)

Hiç yorum yok: