21 Aralık 2007 Cuma

Kel Ali, Kara Ali ve Nur Ol Şükrü Bey

Bizim en has seslerimiz, klarnetten nam-ı diğer gırnatadan çıkar. Kısa pantolonlu bir çocukken hatırlıyorum; keşkek dövülen mahalle düğünlerinde, havadaki alkol bulutu iyice ağırlaştığında Efe Kemal Amca kıç cebinde Fahrettin Kerim rakı şişesi olduğu halde meydana fırlar ve gırnatacıya "Kel'o, çal gari bir harmandalı" diye seslenirdi. Kel Ali de, "Emrin olur beyim," diyerek tahta sandalyesinin üzerine çıkıp derin bir soluk alırdı. İşte o andan itibaren dünya durur, kuşlar ağılaşır, diğer sesler geriye çekilir, gırnatanın hükmü başlardı. Efe Kemal ve Kel Ali sesleri ve diz vuruşlarıyla zamanın atar damarını kendilerine göre yeniden başlatırlardı.

İşte bu yüzden eğer tanrının bir şarkısı varsa onu klarnet sesiyle söyler gibi gelir bana hep.

Bizim Kel Ali öleli çok oldu ama ondan sonra da vazgeçmedim klarnet dinlemekten. Mesela diğer bir Ali, Kara Ali yani Ali Kayacı. İnsanı hüngür hüngür ağlatır. Hele o nihavent parçası yok mudur, şu Nuri Bilge Ceylan'ın "Kasaba" filminin müziği... Barbaros Erköse de bir tanedir doğrusu.

Ama bence bizde ustaların ustası rahmetli Şükrü Tunar'dır.

1907 yılında Edremit'te doğan Şükrü Bey, Hasan isimli bir işçinin oğludur. Ailesinde hiç müzisyen olmamasına rağmen doğuştan gelen müzik yeteneği bir süre sonra ortaya çıkar. 1921 yılında İzmir Musiki Cemiyeti'ne girer. Ama sanatında esas yükselişi İstanbul'da olur.
Onun en çok Mes'ud Cemil ile olan anısını severim. Bu arada, Mes'ud Cemil de Tamburi Cemil Bey'in oğludur.

"...1927'de Yeni Postane üzerinde, 'Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi' adı ile ilk istanbul Radyosu kurulmuştu. Bu teşekkülün müdürü de, muavini de, muhasebecisi de, her şeyi bendim. Radyoya intisap etmek isteyenler de bana geliyorlardı. Bir gün asker elbiseli, fakir görünüşlü, hasta halli, çelimsiz bir delikanlı geldi.

- Efendim, dedi, Acaba radyoda arada sırada bana bir iş verebilir misiniz?
- Oğlum, dedim, elinden ne gelir?
- Ben klarnet çalarım.
- Başka bir sanatın yok mu?
- Var efendim, ben Kadıköy'ünde sobacılık ederim.
- Sazın yanında mı?
- Yanımda efendim.
- O halde dinleyelim.

Ceketinin iç cebinden klarnet parçalarını çıkardı, birbirlerine geçirdi. Klarnetin bazı mandallarının yayları bozulmuş olacak ki, lastikle tutturmuştu.

Evvela kabadan bir "uşşak" gezindi. Derhal dikkatimi çekti. Sanat kıymetini anladık.

- Otur! dedim. Oturdu. Bağdat'ın tamire muhtaç olduğunu hissettiğim için hademe ile bir 29'lukla biraz peynir, pastırma ve taze ekmek aldırdım, yedirdim, içirdim.
- Türk musikişinasları içinde en çok kimi seversin?
- Cemil Bey'i severim efendim.
- Nereden tanırsın?
- Plaklarından tanırım.
- O halde bana bir hicazkar taksim eder misin?

Sırf hicazkâr olarak mükemmel taksim etti. Bir de harikulade bir sanat inceliği göstererek tavır itibariyle merhum pederimi hatırlatacak eda ile nağme oyunları yaptı ve hiçbir zaman o üslubun dışına çıkmadı.

Hayran oldum. Bir iki 29'luk daha aldırıldı. Delikanlı coştu, sanki elindeki klarnete temessül etmiş gibi idi. O gün klarnetle ney hüviyeti bir rast taksim etti ki, şimdiye kadar bunu hiçbir klarnette görmemiştim..."

Şükrü Tunar'ın kayıtlarını dinlerken en çok da taksim aralarında arkadan gelen haykırışları severim. Bir kadın sesi "Nur ol Şükrü Bey, yaşa Şükrü Bey!" diye kendinden geçer.
Şükrü Bey 15 Temmuz 1962'de sahnede Zeki Müren'e eşlik ederken bu dünyadan göçer. Geriye unutulmaz icrası ve besteleri kalır: Kürdilihicazkâr "Gözü ceylan gözüdür, bakışı mestanedir", hüzzam "Ay öperken suların göğsünü, sahilde yıkan", hüseynî "Geçti sevdalarla ömrüm ihtiyar oldum bugün".

Yattığın yerler de nur olsun Şükrü Bey...

Hamiş: Kalan Müzik olmasa halimiz ne olurdu Allah bilir. Kalan'ın Şükrü Tunar CD ve kitabı meraklılar için bir tane sayılır.
Şükrü Tunar/Kalan Müzik

ahmet büke / 16.01.2005 (radikal 2)

Hiç yorum yok: