18 Aralık 2007 Salı

Kayıp hayaller dükkânı

Karşıyaka Çarşısı'nı denizden dolduran rüzgârı arkanıza alıp güzel kızları ve eski taşları koklayarak varabileceğiniz en ilginç sokaklardan birisidir Kilise Sokağı. Burayı diğerlerinden ayıran tek özellik kalem gibi uzanan Kilise yapısı değildir. Sokak, kendi içinde başka bir zenginlik saklar.

Reha Ağabey'in dükkânı öyle kolay seçilmez. Ne yaldızlı tabela, ne de ışıklı vitrinler. Girişte, kapının üzerinde eski bir kilim, geçmişin ve anıların bayrağı gibi sallanır. Saklı kalmış ve unutulmuş karelere merhaba deyip içeri girerseniz sizi başka bir alem kucaklayıverir.

Reha Erkin, 1949 İzmir doğumlu. 15 yıldır bu işin içinde.

"Emekli bankacıyım. Serde sendikacılık olduğu için 12 Eylül'le birlikte ıskartaya çıkardılar bizi," diyor.

Biriktirmek çocukluğundan beri onun içindedir. Yıllarca sahafları mesken tutar. İki tutkusu vardır; siyah beyaz fotoğraflar ve parfüm şişeleri.

"Emekli olunca neredeyse on yıl boyunca düşündüm, taşındım. Her yeri gezdim ve bu dükkânı açmaya karar verdim".

Akşam iniyor yavaşça ama içerideki trafik hiç azalmıyor. Çocuklar, ihtiyarlar, toplayıcılar, bidoncular küçücük mekânın içinde dört dönüyorlar.

"Ben Türkiye'de tek sayılırım," diyor Reha Ağabey.

"Çünkü bir antikacı, bir eski kitapçı ya da eski plakçı hatta bunların tümünü satan bir yer bulabilirsiniz ama bu kadar farklı kalemi bir arada göremezsiniz."

Gerçekten de dükkân, girişteki vitrinden, asma katı dolduran boşluğa kadar binlerce çeşit eski ruhla dolu.

Çeşit çeşit kolonya şişeleri, sepetler, adı silinmiş dergiler, eski kitaplar, sepetler, fincan tabakları, kuklalar, ziller, biblolar, mask ve şapkalar, plaklar, kitap aralarından çıkmış notlar, şiir kâğıtları, sahipleri ölmüş kartvizitler, siyah beyaz fotoğraflar, idare lambaları, hatta idare lambalarının boy boy fitilleri, renk renk bardaklar, terazi ağırlıkları, kemerler, bastonlar, yılbaşı süsleri... Başı dönen otursun, hasır oturak da bulunuyor.

Çoğu insana çöp gibi görülen sayısı belirsiz nesne raflarda bahtiyarlıkla gülümsüyor.
"Buranın en büyük özelliği gördüğün her şeyin eski olmasından gelir. Hepsine insan eli, insan sıcaklığı değmiştir."

Reha Ağabey'in ne demek istediğini anında anlıyoruz. İçeriye giren yaşlı amcanın titreyen parmaklarında boş kolonya şişesi parlıyor. Reha Usta, eğilip tezgahın altından bir torba çıkarıyor. İçinde şişe tıpaları dolu. Deneyip bir tanesini denk getiriyor. Amca mutlu gülümsemesiyle uzaklaşıyor.

Ardından orta yaşlarda bir kadın başını uzatıyor kapıdan.

"Bana selamın var mı? Mal var mı?"

Eliyle "gel" işareti çakıyor. Raflardan birinde dürülmüş sarı kırmızı bir ağ. Eskimiş ipleri pul pul dökülüyor. Kale ağını andırıyor.

"Bu kadın Galatasaray'ın her şeyini toplar. Ne varsa, aklına ne gelirse, hepsini ama."

Başka bekleyenler de var sırada.

"Reha, benim kutu geldi mi?"

Gülüyor.

"Bu da diğer çatlaklardan. İlaç kutuları topluyor. Şimdi dört köşe, teneke Sandoz kutusuna taktı. Aylardır onu arıyoruz."

Bu kadar çok çeşit olunca, müşteri de ona göre oluyor elbette.

Şaşkınlıktan kafamı kaşıyorum.

"Reha Ağabey, ya. Bunların hep alıcısı var mı?"

"Kör satıcının kör alıcısı olur oğlum. Alan olmasa neden koyayım bunları ben."

"Yani şu duvardaki el yazısı şiirin, gazoz kapaklarının, patlak tenis toplarının, kırık kavalın da mı alıcısı var?"

"Ah be cahil oğlum," dercesine gülümsüyor.

"Şimdi şu kırık kaval dediğin var ya. Onu eline alan adam, 'Acaba bunu yıllarca kim üfledi? Ahmet Tarık Tekçe mi, yoksa Aliye Rona mı?' diye düşünür. Bunu bilir misin sen?"

Eh bize susmak düşüyor tabii.

"Bu toplayıcı milletini tek kelime ile tanımlarsak, delirdiler. Aslında satan da yakmıştır balataları ya, neyse artık. Ama bana sorarsan toplamak kadar güzeli yoktur. İnsana sevgi verir, haz verir. Her bulunan şey mutlu eder insanı. Hem biliyor musun, bunlardan kötü insan pek çıkmaz. Kimsenin önemsemediği şeyleri biriktirirler. Kaybolan zamanları bulup, çıkarır, korurlar. Üstelik o anıların onlara ait olması da gerekmez. Başkalarının anlarını toplarlar... Haa, ama şurada da duralım. Bu işi yapan adam acayip bencildir. Topladığı nesne konusunda çok kıskançtır. Onun sadece kendisinde olmasını ister".

Reha Ağabey'in yerinin havası bambaşka. Müşterilerinin önemli kısmını yıllardır tanıyor. Hatta ilkokuldan beri gelen ve sonunda dükkâna nikah davetiyesini bile asanlar var. Aslında dükkândan çok kulüp gibi burası.

"Ama bu kadar çeşit insanı çıldırtıyor. Bir daha dünyaya gelsem, bunu daha seçerek yaparım. Çünkü iş değil yaptığım. Kapıya mal geldiğinde saatlerimi veriyorum. Kitapların, dergilerin son sayfalarına kadar bakıyorum, belki araya bir fotoğraf ya da not sıkışmıştır diye. Bir oyuncak arabanın tekerleğini bulmak için tırmalıyorum. Olay işte bu, canım kardeşim... Ama ne olursa olsun hayatta en sevdiğim iş budur".

Reha Usta'yı yorduk biraz. Koltuğunda geriye yaslanıyor.

"Ben burayı açtığım günden beri tek bir şeyin peşindeyim; yeraltında kalan her anının yer üstüne çıkmasını, tekrar hatırlanmasını isterim".

Dükkâna yeni müşteriler geliyor. Reha Ağabey raflar arasında kaybolurken anında bizi unutuyor.

Önümdeki yığını aralıyorum. Bir kitap seçiyorum. Hikâye kitabı. Yazarı Aziz Zambak. İsmi, "Tensel Yaklaşımların Dışarı Vurumu".

Reha Ağabey'in dükkânı bir harika demedik mi, size.

***

Reha Ağabey'in dükkanının ismi yok. Kapısında eski bir kilim dalgalanıyor sadece. Bunu dert eden müşterilerinden birisi oturmuş dükkân için alternatif isimler düşünmüş. Sonra da bunları girişe asmış.

İşte, "Bu Dükkâna En Uygun Tabela İsimleri":

- Reha Bey's Nostalji Marketi
- Getir Götür Pazarı
- Nur-Seli
- Menkul Değerliler Borsası
- Enteller Uğrağı
- Mini Çıfıt Çarşısı
- Nadirler Marketi
- Dünü Unutmayanların Yarını Görenlerin Yeri
- Kirli Çıkınlar Derneği
- Ne Aradığını Bilenlerin Pazarı
- Karışık Düzen Pazarı


ahmet büke / 20.11.2005 (radikal 2)

fotoğraflar: birol üzmez

1 yorum:

ilvana dedi ki...

"sahipleri ölmüş kartvizitler"

kızlarağası hanı'nda destelerce eski fotoğraf kurcalarken bir kadının vasiyetini bulduydum ben. aklını yitiriyor insan böyle yerlerde.