6 Aralık 2007 Perşembe

Bobo Dönüyor


"İlaç içmiş oğlum."

“Ne?”

“Öyle işte. Dikmiş kafasına şişeyi. Üzerine de ispirto kakalamış.”

“Deme!”

“Anası kapının önünde feryat figan olunca zor yetiştirmiş komşular İğneci Tahsin’e.”

Üzerimiz çınarlar çatırdadı. Rüzgâr dalları alıp oradan oraya karıştırdı. Lepiska kokulu yapraklar birbirine dolandı. Kadın koktu sağımız solumuz.

“Tahsin iyice kusturmuş bunu. Sonra iğne, serum derken gözünü açmış.”

Gözlerinin buğusundan söyleyeceklerini anladım. Laf karışsın diye rakısına su kattım. Eskiden olsa durup durup söverdi bana.

“Amcaoğlu al bir tek daha.”

“Ne demiş biliyor musun?”

“Domat keseyim mi sana?”

“Demiş ki…”

“Arap Hatce’nin bahçesinden aşırdım. Valla on numara bak.”

“Ben o çirkine nasıl tutuldum, demiş. O marsık gibi kara suratın nesini sevdim. Neden kurtardın beni a orospu, diye anasının boğazına sarılmış.”

“Yalandır Bobo.”

Baktım gözü bıçakta.

“Ben ölsem o kurtulur mu?”

“Eh, bir aya kalmaz bir şeyi. İbiği kalkar yine. Ama…”

“Aması ne lan?”

“Ben ölürüm o zaman Bobo. Biz kan kardeşi değil miyiz? Beraber gideceğiz tahtalıköye, dememiş miydik?”

Kaldırdı başını. Ağladı ağlayacak. Çınarlara baktık beraber. Önümüze yeşil bir yaprak düştü. Öyle genç ve damar damar hayatın içindeydi. İki karınca yürüdü üzerinde. Birbirlerine deyip ayrı yönlere kaçtılar.

“Aman be, kurusun kahrından karı gibisi. Anam beni böyle doğurduysa günahım ne?”

“Koy gitsin yahu Bobo. Hem sen güzel adamsın, bilirim ben.”

Hiç yatmayan kirpi saçlarını salladı. Bıçağı ceketinin kirli kolunda silip domatesi ikiye böldü. Şişenin dibindeki rakıyı pay etti.

“Hadi dikelim de dönelim hayata yeniden,” dedi.

Hiç yorum yok: